Posts Tagged ‘yılbaşı’
Avea Yılbaşı Kampanyasıda Ödül Kazananlar
Avea’dan yeni yıl süprizi. biDünya servislerini kullanan 1 kişiye Vespa Scooter, 50 kişiye Samsung U900 hediye. Ayrıca tüm katılanlara 4 kontör/1 dakika hediye.
Ringa, Poli Melodi, Gerçek Ses, Tema, Duvar Kağıdı, Video, Müzikİndir, Oyun servislerini kullan ya da FB, GS, TS, BJK Futbol paketine, Astroloji paketine, Diyet paketine, İyi Yaşam paketine, SMS Hava Durumu paketine, Finansinvest paketine, TJK Ganyan paketine, Yasemin Boran Astroloji paketine, Basit Tektaş Astroloji paketine, KamuHaber paketine, Anadolu Ajansı Haber paketine, Hürriyet Haber, Hürriyet Astroloji, Hürriyet Spor, Hürriyet Trendy Bilgi paketlerine, MMS paketine ya da Paket5′e üye ol, çekiliş hakkı kazan. biDünya servislerini kullan, kampanyadaki şansını arttır.
Ödül kazanan talihli listesi için tıklayınız.
Tags: Ave, avea, cep, duvar kağıdı, FB, hediye, kampanya, kontör, müzik, Oyun, Samsung, ses, video, yılbaşı
Rafet El Roman’ın Zamansız Bir Anda şarkısı
i’m bery blog
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim… O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken “yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek” diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum…
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen… Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende “benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil” dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar…
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da “bak bu da farklı bişe
” diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız “hadi yemek yemeye gidelim hep beraber” dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. “Oha! Noluyo Lan!” dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. “Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!” diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. “Hadi iyi akşamlar arkadaşlar
” dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan “sanada” dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken… Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi…
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. “Kanka ayağı g*t ayağı..” olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz…
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi… “Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer..” Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. “Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun” demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk “ayrıldık gibi bişe” dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :’( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim… İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki “ben seninim” gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki “sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum” der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda “ben burda ineyim..” dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve “bayanı istediği yere görür müsünüz?” dedim.. Onun ağzından “Çok güzel bir akşamdı..” cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende “Evet güzeldi..” dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra “eve gidince mesaj at bana” felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. “Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor” felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008′den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. “Burda dursam sorun olmaz dimi?” dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi’den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs… Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim
Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo “Nargilede içeriz dimi?” “Bende nargileyi seviyorum” felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti “Bery bende içsem nargileden biraz (: ” cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra “Al sen devam et Bery..” dedi.. “Hani lan seviyodun, hep içiyodun
” dedim.. “Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim.” felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz… Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. “Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?” dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki “Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman..” dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten
ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti… Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen “gözlerin bugün çok güzeldi..” “böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo” gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi…
Evet, gerçektende çk sevmişti onu… Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde “Aradığım kişi..” tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi… Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi… Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında “sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz” diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti… Ağladı, apladı, ağladı… Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4′lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum… Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu… Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın “Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi..” demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız “krallar gibi çalışıyorsun” dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında…
- Amerikada Bill Gates’e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde…
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim… Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk… Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. “Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..” diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar… Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu… Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı…
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler… Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak’ın duyduğu “Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin..” cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk’in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk’in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi “Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!” dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk’in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk’inde Burak’ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk’ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak’ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce… Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman’nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman’ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti… Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti… Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için “Şuna bak :S gösteriş yapıyor!” söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik… Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. “Belki” derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi… Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi’ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi’deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size “illede favorilerinize ekleyin, oylayın” demiyorum. Gönlünüze göre takılın… Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme “Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?” diyorum. O da bana “Biz yedik torunum.. Siz yiyin.” diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana “Bery gel seninle işe gidelim” diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. “Burası ne zaman mezarlık oldu baba?” diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam “Konuşma! Hadi kazmaya başla.” diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. “Baba kimin için bu mezar?” diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken “Bery üzerime toprak atmaya başla” diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. “Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!” diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. “Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu” diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. “Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş” cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende “Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum” diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum… Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. “Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım..” diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten…
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur “Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün” diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim… ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog’unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda “en sevdiğiniz mekanlar”. Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. “Hay hay efenim” dedim bende…
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv’ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar – Kız Kulesi’nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek…
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım “Abi kapıyı açar mısın?” dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009′da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen “Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?” diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde… “Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr..” derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür “Babam geliyor ben eve gidiyorum!” diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık… Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle…
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum… Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı… Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise “Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?” diye izin istiyor. Bu mu teknoloji… Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. “Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler…”
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. “Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?” “Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi..” Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer… Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş… Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji…
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi’nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış… Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada
p “ahhh çok güzel bi tema” diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112′yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer “oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel” dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. “Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi” dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. “Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?” diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim “kafa dinliyeyim biraz” diyordum ki bu tamayı Hamdi’nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger’da profesyonel değilim. Birde ben “şu konuda profesyonelim” diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i’m bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007… 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya… Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. “Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi” dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. “Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez” dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle… Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim… Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa’nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti
) “Lan gecenin bu saatinde kim bu :S.” “Sıçtılar keyfimizin içine” dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş.
sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu
Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen “Ben sarhoş değilim” dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, “Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum
offf” dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. “Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa
” diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3′e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet… Adım gibi hatırlıyorum… Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran “Karnen iyi gelirse alacağım” “Derslerine çalış sana bisiklet alacağım” cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime “Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam.” derdim. Oda gülümseyerek “Evet..” derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım… Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına “Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?” gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı “Eve gel.” hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte… Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı…
.
Bayanlar… Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. “Kızımız rahat yaşasın” düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor… Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken… devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın…
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum “Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?”. Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. “Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım” “Bu adamda hiç vicdan yok mu?” “NE biçim insan bunlar?” “İnsan olan bunu yapmaz!” “Kadına, çocuklarına yazık!” deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma… İçimden “Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!” dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! “Ayyy bu çocuk çook karizmatik..” “Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır..” “Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle” gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ… Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz… Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. “Alsan alınmaz, satsan satılmaz” konumuna düşersiniz sonra…Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir…(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, “git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak” dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum… Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: “Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan”. Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa… Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde “bu kızı kendime ayarlim iyi olur” “tam benlik kız ha” felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. “Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez” gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı… Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde… Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören “bunlar sevgilidir” derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya..”eee şey..” “sen bulunması zor bir arkadaşsın” “uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum” gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi… Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti… Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış… hatta bir ara mesajlaşmıştık “evimizi taşıyoruz” demişti. Demekki nedeni oymuşş… Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni…
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman’ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin…
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ… İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya…
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs… Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli… O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa…
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. “Bery şu ne lan sen bilirsin” “Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın” “Olum göstersene lan kağıdını” gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım… Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok…
Quiz oluyoruz, kurstayız… Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak “Şu şöyle,hemen düzelt” “Bu neydi yaa..” “Neden değiştirmiyosun, benden baksana” gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde “Ne kadar biliyorum?” sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. “Bunu yanlış yapmışsın düzelt.” “O öyle değil böyle olcak” gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı….
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. “Bok mu var? Ne bakıyon” dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman – part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor… Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman “Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba” deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
…
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında… Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait… Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır… Neriman Semihe “Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!” der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan… Gerildim bak… Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor…
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten… Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman’a “kafana sıçım, akılsız” diyorum…
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki “birde ben yapayım bunu”… Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea
) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber… Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları… İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Tags: 2008, acer, amd, Amerika, Ave, avea, Bilgisayar, bisiklet, çam ağacı, cep, cep telefonu, çocuk, devlet, EFR, ekran, Film, fotoğraf, hayal, indir, interne, internet, İzmir, köpek, kopya, MSN, müzik, oki, Oyun, pil, saat, sas, ses, teknoloji, telefon, televizyon, uydu, video, yılbaşı
Azrail yanımdaki sandalyede biliyorum
Karmakarışık
20 Ocak 2009 Salı 19:19
Ne garip duygudur şu ölüm korkusu.
Evden ilk kaçtığımda 15 yaşında, hayatının baharında ve gözü hiçbirşeyi görmeyen serseri veledin tekiydim. O zamanlarda başlamışım sevdiklerimi üzmeye
Bugün 25 yaşındayım. Bakmayın kimliğimde öyle yazdığına, ben kendimi bilirim ve en az kırkına merdiven dayamışım.
Dedimya 15 ti yaşım evden ilk kaçışımda. Ben o günden bugüne ve bu geceki kadar korkmamıştım ölümden böylesine pervasız bir şekilde.
Öyle bir şehrin gecesinde buldum ki kendimi, ismine kurban olayım ” İstanbul ” … Memleketime kilometrelerce uzak son durağım.
Makaleye başlamadan beş dakika önceki duygularımı bile hissedemez haldeyim. Azrail yanımdaki sandalyede oturuyor sanki. Hani ışığı kapatsam biticekmiş gibi geliyor herşey.
Aklımda, başını okşadığım çocukların tebessümü ve beni yıkıp giden sevdaların ayak izleri..
Baba olamayacağım korkusu sanırım bu yaşadığım. Hani babamı toprağa koyarken hissettiklerimin aynısı..
Memleketime kilometrelerce uzak bir gecenin içindeyim. Asaleti isminde gizli ” Hey Benim Yanlızlığım”…
Nerelere vurulası bir beden var ellerimde! insan bu havada üşürmü? ben üşüyorum… Azrail yanımdaki sandalyede biliyorum.
Upuzun sakalları ardına gizlenmiş ve tebessüm etmeye korkar haldeyim. Sol koluma girerdin ya hep, Annem yokluğunda bi çareyim..
İçimi mi döktüm bu satırlara ? Yoksa satır satır döküldümü mü düşlerim?
….
Düşler ve Sokak
20 Ocak 2009 Salı 01:05
“Ben Cennete gitmek istiyorum.
Orda kuşlar, kelebekler, güzel renkli çiçekler mis gibi kokuyor.
Orda elma, portakal, muz her türlü meyve yemek istiyorum.
Benim bisikletim olmasını istiyorum.
Artık boyacılık işini yapmak istemiyorum.
Dışarıda kar yağıyor, üşüyorum…”
Son dönemde gerçekleşen göçler sonucunda nüfusu 1,5 milyonu bulan Diyarbakır’ın Sokak çocuklarının düşleri bir kitapta toplandı. 75.yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi’nin yaptığı araştırmalara göre, Diyarbakır’da on – on beş bini aşan çocuk, araba camları silerek, ayakkabı boyayarak, kalem satarak, teneke toplayarak gecenin geç saatlerine kadar sokaklarda kalmak zorunda kalıyorlar. Tüm bunların nedeni ise, ailelerinin kalabalık ve yoksullukları ve eğitimsizlik.
75.yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi proje Koordinatörü Sosyal Hizmetler Uzmanı İrfan Polat, bu evlatlarımızın düşüncelerini ve düşlerini bir kitapta toplayıp bizlerle paylaşmış.Adı ise “ Düşler ve Sokak” ….
VTR reklamcılık şirketinin sponsor olduğu projede bu kitaptan 3000 adet basılarak Milletvekilleri, Devlet Yönetimi, ve Yabancı Elçiliklerin yer aldığı kişi ve kurumlara gönderilecek bu güzel kitapta, 30 yavrumuzun düşlerinden bahsediyor.
Aslına bakarsanız bu kitapların gönderildiği yerler tam tamına uygun yerler. Tabii ki bu çocuklarımızın düşlerini anlayıp onlara yardım edebilecek ve bu kitabı gerçekten içten bir şekilde okuyacak Milletvekillerin, Devlet Büyüklerimizin, Büyük Elçilerin varlığının olduğunu düşlemek, hayal etmek, umut etmek ve dua etmekte bizlere düşüyor sanırım…
…
İyi ki Doğdun, İyi ki Varsın Arda
16 Ocak 2009 Cuma 02:46
Canımdan ayırmadığım biricik dostum Esra’nın yeğeni doğdu bu hafta. En az ailesi kadar büyük bir sevinç yaşadım bende onlarla. Bebeğimizin adı Arda.
Arda için bir iki satır karalamak istedim bende. Ufak bir hatıra olsun ümidi ile. İyi ki doğdun, iyi ki varsın
Umutlarımın üzerine doğdun yavrum..
Bir güneşti ya hani hasret kaldığımız,
Işığınla doğdun, sıcaklığınla doğdun dünyamıza..
Seni bütün anneler için taşıdım dokuz ay karnımda
Yedi yaşına geldiğinde ilkokul arkadaşların için.
İlk öpücüğün, ilk sevgilin için…
Sevgimi verdim sana,
Yediğim her yudum ekmeğin bir parçasını da sen diye geçirdim boğazımdan..
Yüreğimi verdim sana,
Masum bir öpücük kadar saf, temiz ve özenle sakladım seni vücudumda..
Savaşlarda yavrusunun cansız bedeni üzerinde, melekleri bile ağlatan annelerin feryatları için taşıdım seni…
Barışı bekleyen insanlar gibi bekledim.
Bir umuttun sen en zor anların umutsuzluğunda..
Baharı bekleyen nazlı bülbül gibi sabırla bekledim seni.
Ve bugün! Doğdun yavrum.
Affet beni!
Senin masumiyetin kadar saf bir dünya hazırlayamadık sana.
Savaşlar üzerine, açlıklar üzerine doğ istemezdim.
Bunca yıkıntıyı görmeyi hak etmedi minicik gözlerin.
Ve Büyü!
Büyü ki göreyim bir güneş gibi doğduğunu ülkeme.
Oku! Öğren! Öğret ki,
Annenin bugün duyduğu üzüntüleri bir başka anne yaşamasın evladının doğumunda.
Hadi şimdi senin için söylediğim bütün şarkıları birlikte söyleyelim.
Aç o minicik ellerini de, ettiğimiz duaların hepsini birlikte edelim.
İyi ki doğdun, iyi ki varsın..
Annen seni Yaradan’ın kulunu sevdiği kadar karşılıksız seviyor…
….
Çocuk Hakları
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:28
Elime kâğıt kalemi almadan onlarca sayfa yazabiliyorum beynimde. İş böyle paylaşmaya gelince de tıkanıp kalıyorum. İnternette dolanırken son günlerin en can yakıcı olaylarıyla (çocuk ölümleri ve çocuk istismarları ) karşılaşıp uzunca bir ah çekmemek elde değil diye düşünüyorum. Bu yavruların bir hakkı olmalı, bu böyle olmamalı diye yorarken beynimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1959’da “Çocuk Hakları Bildirgesi” adında, 10 ilkeden oluşan bir bildirge hazırlayıp kabul ettiğini öğrendim. Tam olarak ilkeler;
1 :Tüm dünya çocukları bu bildirgedeki haklardan din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, mülkiyet, siyasi, sosyal sınıf ayırımı yapılmaksızın yararlanmalıdır.
2 : Çocuklar özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek şekilde yetişmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla çıkarılacak yasalarda çocuğun en yüksek çıkarları gözetilmelidir.
3 : Her çocuğun doğduğu anda bir adı ve bir devletin vatandaşı olma hakkı vardır.
4 : Çocuklar sosyal güvenlikten yararlanmalı, sağlıklı bir biçimde büyümesi için kendisine ve annesine doğum öncesi ve sonrası özel bakım ve korunma sağlanmalıdır. Çocuklara yeterli beslenme, barınma, dinlenme, oyun olanakları ile gerekli tıbbi bakım sağlanmalıdır.
5 : Fiziksel, zihinsel ya da sosyal bakımdan özürlü çocuğa gerekli tedavi, eğitim ve bakım sağlanmalıdır.
6 : Çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anlayış ve sevgiye gereksinimi vardır. Anne ve babasının bakımı ve sorumluluğu altında her durumda bir sevgi ve güvenlik ortamında yetişmelidir. Küçük yaşlarda çocuğu annesinden ayırmamak için bütün olanaklar kullanılmalıdır. Ailesi ve yeterli maddi desteği olmayan çocuklara özel bakım sağlamak toplumun ve kurumların görevidir. Çocuk sayısı fazla olan ailelere devlet yardımı yapılmalıdır.
7 : Genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlaki ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını sağlayacak eğitim hakkı verilmelidir. Bu eğitimde sorumluluk önce ailenin olmalıdır. Eğitimin ilk aşamaları parasız ve zorunlu olmalıdır.
8 : Çocuk her koşulda koruma ve kurtarma olanaklarından ilk yararlananlar arasında olmalıdır.
9 : Çocuklar her türlü istismar, ihmal, ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır. Çocuk uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin verilmeyecektir.
10 : Çocuk ırk, din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden uygulamalardan korunacaktır. Anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, barış ve evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.
Kaynak : ÇocukHakları
Şimdi bu on ilkeyi hazırlayıp, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul eden ülkelerin, şu anda yapılan bu zulüm ve soykırım karşısında neden sessiz kaldıklarını, yapılan onca çocuk katliamına neden seyirci kaldıklarını da sormadan edemiyor insan. Boşuna dememişler “ ya olduğun gibi gözük, ya gözüktüğün gibi ol”…
…
SAVAŞ ÇOCUKLARI
08 Ocak 2009 Perşembe 07:01
Bu sabah bir mail aldım. Şöyle yazıyordu “müsadenle lise 3′de Irak Savaşı ve Filistin’de ölen çocuklardan etkilenerek yazdığım bir şiiri blogunda paylaşmak isterim.” O kadar içten geldiki bana, kırmak olmaz böyle bir yüreği.. Vedat’a bu güzel şiirinden ötürü teşekkürlerimi sunuyorum, hepiniz adına..
SAVAŞ ÇOCUKLARI
Çocuklar…
Kalpleri en az bulutlar kadar hafifler…
İlahi güçten güzellikler vardır ya onlarda!
Onların yüreklerine çakar, en büyük yıldırımlar,
Şimşeklerini kimseden gizleyemezler.
Yürekleri yel değirmenleridir;
Öğütür taşında en derin duyguları,
Harmanlarda karıştırır.
Asidir yürekleri;
Yer ve mekan tanımaz!
Onların yürekleri ölçer yalnız;
Anne sıcaklığını…
Hayatı en yoğun,
Onların yürekleri yaşar.
Sahi;
Maratonda koşan atletlerden de
Hızlı atmaz mı onların kalpleri?
Peki nedendir?
Neden ilk düşen bombalar
Çocukların yüreğinedir.
Neden süt yerine tiner doldururlar biberonlarına?
Neden küçük yüzlere gösterilir
Ölü beden tabloları savaşlarda?
Mart 2005
Sevgiler — Vedat ZAR
Pek fazla söze gerek yok
Birazcıkta Benden…
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:33
Birazcıkta benden…
Arkadaşlar merhaba hepinize. Bir yazıda da kendimden bahsedeyim istedim. Megalomanlık olarak algılamayın sakın. Soran bir kaç arkadaşa açıklayıcı olması amacı ile yazıyorum sadece. 1983 Sakarya doğumluyum. Yaklaşık 1,5 senedir İstanbul da yaşıyorum. Çok değer verdiğim bir üstat olan eğitimci Ahmet Nuray‘ ın yanında, hem parapsikoloji eğitimi hem kuantum yaşam felsefesi hem de sanat üzerine eğitim alıyorum kendisinden.Bu bloğu hazırlamamda, aldığım pozitif yaşam derslerinin etkisi büyüktür. Benim bu denli hassas olmamda katkısı olduğu için kendisine sonsuza dek minnet duyacağım.
Birçok genç arkadaşım gibi, bende çok kolay bir çocukluk yaşamadığıma inanıyorum. Bunun nedenleri gözle görülebilecek kadar ortada, bizlere böylesi yaşanmayacak bir dünya miras bıraktıkları için büyüklerimizde buluyorum suçu. ( tabi istisnalar hariç ) Yaşanmayacak dünyadan kastım, ekonomik krizler, darbeler, savaşlar, komşunun komşudan kestiği yardımlar, toprak kavgaları, küresel ısınma ve bunun gibi yüzlerce etken.
Bende, çocuklarımız bizleri aynı derecede suçlamasınlar diye elimden gelen gayreti gösteriyorum bir birey olarak. Bizlere miras kalan bu dünyayı! Onlar için yaşanılacak hale getirmeye çalışıyorum. Tabi sizlerinde katkılarıyla…
Evet, adım Halim! Sıradan bir vatandaşım, sanırım biraz daha hassasım duygusal anlamda, yaşıtlarım temel olarak alınırsa. Çocukları ve bu dünyayı gerçekten çok seviyorum. Eğer bir gün dünyaya bir çocuk getirmeye (baba olmaya) karar verirsem, bu dünyayı O nun için en güzel hale getirmeye çalışacağıma söz verdim kendi adıma… Bunu yapmayan tüm ebeveynlere örnek olması adına.. Sevgilerimle. Halim KILIÇ
Yaşanılan her güzel anının unutulmaması adına.
ÇOCUK İSTİSMARINA HAYIR…!
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:33
Dün akşam itibarı ile temamda ufak bir iki değişiklik yapmak istedim. Acemilik işte, herşeyi mahvettim. Yaklaşık 14-15 saattir boğuşuyorum anca anca düzelmeye başladı. Tabi önceki temadan kalan bütün bilgiler gitti. Kodları yeniden yapmaya çalıştım kendimce. Ve dahada çok eksik var
Siteye girmeye çalışmışsınızdır, ulaşamamışınızdır hepinizden çok çok özür diliyorum. Ertesi gün oldu azcık dinlenmek gerekli artık
uyandığımda kaldığım yerden devam edeceğim. Bu arada güzel yorumlarınız için sizlere minnettarım.Sizlerde içinizden geçenleri paylaşırsanız , buradan seve seve yayınlayabilirim. Umarım sitenin yeni halini beğenmişsinizdir. Bu arada çocuk istismarına karşı muhteşem bir kampanya başlatıldı. Sizlerde linki tıklayarak bu kampanyaya destek olabilirsiniz. Çocuklarımıza destek olan annecocuk.com ailesinede sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum hepiniz adına . Sevgilerimle
…
Buradayım üzülme, seninleyim.!
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32
Kimine ahbab olmuş dönerken dünya, kiminin dertlerinin adıdır kader.. Böyle bir gecenin sabahında dilimden, yüreğimden kopan bir iki sözün özetidir bunlar. Bu akşam güzel düşlere senin için dalacağım çocuk. Hani sen bomba sesleri arasında yumamıyorsun ya usulca gözlerini..
Senin için yorgana sıkı sıkı sarılacağım, kıymetini bileceğim çeşmeden akan suyun, belkide kana kana içeceğim.
Bugün evden çıkmadan senin için sarılacağım Anneme ! ve diyeceğim ki Anne bu onun için ! “savaşlarda açlıklarda annesini yitirmiş her yavru için ” ve çıkıp evden düşeceğim yollara…Bir çoğuna özgür gelmesede Ülkem, inadına özgür sokaklarında gezeceğim..
Galatadan, Haliçten senin şarkını söyleyerek geçeceğim.
Ekmek attığım martılara senden bahsedeceğim, denizin yeşiline gökyüzünün mavisine. Sonra tabi hüzün sarıcak yüreğimi, bir an bütün vücudumda hissedip acılarını, bir martı çığlığı ile açacağım gözlerimi. Ayakkabı boyayan, araç camlarını silmeye çalışıp üç kuruş ekmek parası kazanmaya çalışan, dilenen çocukları gördükçe senin adını bir kez daha kazıyacağım yüreğime.. Buradayım üzülme, seninleyim.!
Evine düşen her bomba, benimde evimde işte, bak benimde ağlamaktan kurudu gözlerim … Kahpelerin kurşunu yanlız senin babanı almadı senden, benimde babamdı yerlerde sürünen.! Gör işte yanlız senin kaybolmadı oyuncakların… Aramızda binlerce kilometre olmasına aldırma, senin hayatını çalan, benide aldı benden ….
İstanbul’un Kanayan Yarası
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32
Sokak çocukları özellikle, büyük şehirlerde yaşanan başlıca sorunlardan birisi. Çocuklarımıza sorun gözüyle bakmak ne kadar doğrudur bilmiyorum ama, onlara her istediklerinde yada dilendiklerinde bir avuç dolusu para verip, bu çocukları sokaklara daha fazla mahkum eden bizler değimliyiz? 15 milyon nüfusa sahip İstanbul’ da bu çocuklarımız için ne gibi faaliyetlerin yapıldığını araştırırken gözüme “Yel değirmeni Çocuk ve Gençlik Merkezi” takıldı.Bu merkezde 6 ve 18 yaş grubu çocuklarımız ve aileleri tarafından her türlü sömürgeye maruz kalmış evlatlarımızı yeniden topluma kazandırmak için her türlü çalışma yapılmakta. 1 ve 2. kademe eğitim çalışmalarından tutunda açık öğretim, el sanatları meslek eğitimlerine kadar birçok eğitim dalının yanı sıra, madde bağımlılığı, ruhsal durum muayene ve tetkiklere ve ayrıca tüm sağlık hizmetlerine kadar her birisine yardımcı olunmakta.
Bu güzel proje için İstanbul Valiliğine ve Kadıköy Belediyesine sonsuz teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.
Tabiî ki bu konuyla ilgili bireysel olarak ta özenle çalışan uzmanlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızda yok değil. Prof. Dr. Oğuz POLAT 0-18 yaş grubu sokak çocuklarımıza en fazla destek olan uzmanlarımızdan birisi. Birkaç makalesini okudum ve çaılşmaları gerçekten taktire değer çalışmalar. Prof. Dr. Oğuz POLAT ın çalışmalarını 0-18.org sitesinden takip edebilirsiniz. İstanbul Belediyesinin bu örnek çalışmalarının diğer şehirlerimize de örnek teşkil etmesini canı gönülden istiyoruz.
Ülkemizde savaş olmasa da sokaklarda yitip giden canlının dünyanın her yerinde ismi aynı “ ÇOCUK ” … Saygılarımla
2009 İstanbul’da bir gece
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32
Fooğraf : Renée C. Byer
Bugün yıl başı, 1 ocak 2009. Yeni bir yıla az önce girdik ve ben soğuk bir istanbul gecesinde, ıslak kaldırımlar üzerinde dolanarak girdim yılbaşına… Elimi kaldırmadım hiç yüreğimin üzerinden, annemin bana öğrettiği duaları okudum içimden defalarca. Ülkem için çocuklarım için, kadınlarımız için, erkeklerimiz için, senin için benim için herkez için dualar ettim dakikalarca.Lüks bir Bar’ın yada Restaruantın önünden geçerken de dua ettim, içerde çığlıklar atıp eğlenen insanlar adına. İnşaat köşelerinde ısınmaya çalışan o minicik bedenleri gördükçe de dualar ettim Yaradana.
2009 dayız, hepimiz için yeni bir sayfa yeni pencere hayata dair… Umut etmekten başka çok fazla şey gelmiyor insanın elinden. Bende hepimiz adına umut ediyorum ki 2009, 2008 e nazaran kat ve kat daha sevgi dolu daha umut dolu, daha büyük bir yaşama sevinci ve barış içinde geçsin..! ÜLKEM ADINA ÇOCUKLARIMIZ ADINA Sevgilerimle
Düşlerimdeki gerçek..
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32
Fotoğraf: Hartmut Schwarzbach, Germany, ARGUS
O çocukların gözleri olup, o gözler ile bakmak dünyaya..
İçlerinde büyüyen kin ve nefretin, çocukluklarının getirdiği saflığın karşısında ezilmelerini yaşamak..! Ve yorgun ellerle sarılmak, bir çoğumuzun umurunda bile olmayan bu dünya ya..
Bir çocuk var düşlerimde, saçlarını iki yanından toplamış, pembe pabuçlarının sevimliliğinin ardına gizlenmiş, yeşillikler içinde koşuşan minicik bir kız çocuğu..!
Ve savaşın çocukları!
Her gözümün önüne geldiğinde kan, ter içinde uyanışlarım… Ve uyandığımda bir çocuk var hayallerimde, açlıktan midesi sırtına yapışmış, anne ve babasını serseri bir bombanın şarapnel parçaları arasına gömmüş, ağlamaktan deniz mavisi gözlerine allar oturmuş, vücudu yara bere içinde yarı esmer yarı beyaz ama tam bir insan!
İkisi de Allahın yarattıklarından, ikisi de kocaman umutlarla açmış gözlerini yeryüzüne…
14 minicik beden ..!
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32
Gün geçmiyor ki televizyonlarda yeni bebek ölümlerinden haberler görüyoruz. Filistin de Afganistan da, şarapnel parçalarının kurban ettiği, param parça ettiği minicik bedenler… Bu sabaha karşı haberlerde gördüm eminim ki sizlerde izlediğiniz de yürekleriniz paramparça olmuştur..
İlkokul önünde 14 çocuğun öldüğü kanlı eylemden bahsediyorum. 14 minicik beden. Bir kaçı ip atlayarak eğleniyor, bir kaçı top oynayarak.Ve yanlarına yaklaşan bomba yüklü bir araç..! 2 metre kala patlatıyor vicdansızlar. 14 minicik bedenin parçaları savruluyor, ve ben savruluyorum..! Gözümden dökülen yaşları silmeye bile mecalim kalmıyor o an..
Dudaklarımdan kan geldiğini gördüm o sahneden sonra. Evet, ısırarak kanatmışım dudaklarımı. Bizler dayanamazken bunları görmeye, anne ve babaları düşünsenize.! Ne büyük acıdır! Peki ya Yaradan? Günah olacak sorgulamak biliyorum ama insan sormadan da edemiyor kendine nasıl oluyor da Yaradan buna izin veriyor. Sanırım cevabı yine aynı olacak bu sorunun “suçlu insan” ..! Sevgilerimle…
İletişim
15 Ocak 2009 Perşembe 03:19
http://www.savascocuklari.com/
Etiketler:ahlak, aile, alabalık, anne, araştırma, arkadaş, Aşık, beden, boğaz, çiçekler, çocuk, çocukluk, duru, Düşünce, Duygusal, eğitim, El Sanatları, felsefe, Fotoğraf, geliştirme, Genel Kültür, güvenlik, güzellik, haber, hayal, hayat, hayata dair, Her, hüzün, insan, İstanbul, Kadın, kampanya, kendimce, kitap, kültür, Küre, küresel, melek, melekler, meslek, Mini, Mülkiye, öğretim, oyuncak, özgür, paylaşmak, psikoloji, sanat, saygı, sevgi, sevgili, siyasi, sosyal, weblog, yaşam, yorgun, Yorum
Tags: 2008, amd, bisiklet, çocuk, devlet, EFR, ekonomik kriz, fotoğraf, güvenlik, hayal, hp, istanbul, kampanya, kurşun, Oyun, saat, sas, ses, televizyon, uydu, yılbaşı
Televizyon Dizileri
Ferhunde’nin sevgilisi, maganda çıktı!
18 Ocak 2009 Pazar 23:56
Yaprak Dökümü’nün ‘Ferhunde’si Deniz Çakır’ı korumak isteyen sevgilisi ve rol arkadaşı Nihat Altınkaya, kendilerini fotoğraflayan gazetecilerin üstüne yürüdü. Saklambaç’ın haberine göre; oyuncu Deniz Çakır’ın dizide ve gerçek hayatta sevgilisi olan Nihat Altınkaya, Hande Ataizi’ne özendi. Şöhret sarhoşu genç oyuncu, fotoğraflarını çeken gazetecilere saldırarak tehditler savurdu.
ŞÖHRET HASTASI OLDU
Son günlerde ünlüler arasında yaygınlaşan gazetecilere saldırma modasına genç oyuncu Nihat Altınkaya da uydu. Yaprak Dökümü dizisinin Ferhunde’si Deniz Çakır’la hem dizide hem gerçek hayatta aşk yaşayan Altınkaya, kısa sürede şöhret hastalığına yakalandı. Önceki gün sevgilisiyle birlikte Fransız Sokağı’nda bir barda eğlenen genç oyuncu fotoğrafları çekilince çılgına döndü.
ALKOL ALINCA DAĞITTI
Gazetecilere saldıran Altınkaya, “Sakın beni çekmeyin. Hem makinenizi hem de kafanızı kırarım. Siz beni tanımıyorsunuz galiba. Size öyle bir dayak atarım ki neye uğradığınızı şaşırırsınız” diyerek tehditler savurdu. Daha sonra hızını alamayan genç oyuncu, bir muhabirin elinden makinesini alarak çektiği bütün fotoğrafları sildi. Alkollü Altınkaya’yı arkadaşları olay yerinden uzaklaştırdı… ( devamı )
Acun paraları ödemiyor mu?
17 Ocak 2009 Cumartesi 20:40
Acun’un bam teline Saba Tümer bastı! Paraları ödemiyor musunuz sorusuna Acun sinirlendi bakın nasıl cevap verdi! Televizyon gazetesinin haberine göre Saba Tümer’in TV programına konuk olan Acun Ilıcalı, Show TV’de süren yarışması ‘Var mısın Yok musun?’da kazanılan ödüllerin geç ödemediği yönündeki ifadelere çok kızdı. “Biz yarışmacılarımızı koruyoruz, kolluyoruz. Hiç bir yarışmacımı hiç bir zaman mağdur etmem. Her türlü sorunlarında da elimden ne gelirse yaparım” diyen Acun Ilıcalı, Saba Tümer’in “‘Paralar geç ödeniyor ya da ödenmiyor’ diye dedikodular var” sözleri üzerine gerildi.
“DEDİKODU DEĞİL ART NİYET”
“O dedikodu değil işte. Onda da art niyet var. Paralar ödenmiyor ne demek ya? Hangi gün bir yarışmacı çıkmış da ‘paramız ödenmiyor’ demiş? Hiç bir yarışmacı duydun mu şimdiye kadar bir gazetede çıkıp da ‘paramı almadım’ diyen?” şeklinde konuşan Acun Ilıcalı, Tümer’in “Hayır duymadım” sözlerinden sonra şöyle konuştu:”Ben de duymadım. Ne komik. Nereden duyuyoruz bunu? Bir yazar oturuyor ve ‘paralar ödenmiyor’ diye yazıyor. Ödenmezse, insanlar çıkıp demez mi ‘paramız ödenmiyor’ diye? Şunu ortaya koyalım; Türkiye’de herhangi bir yarışmada kazanıp ertesi gün parasını alan varsa ben onunla tanışmak istiyorum.”
BİR YIL İÇİNDE ÖDEME TAAHHÜDÜ VAR
Sözleşmede yarışmacıların paralarının bir yıl içinde ödeneceği maddesi olduğu bilgisini veren Acun Ilıcalı, “Bir hafta içinde ödenen yarışmacı da oluyor, 3 ay içinde ödenen de 5 ay içinde ödenen de oluyor. Yarışmacıların durumlarına gör.. ( devamı )
Gece Sesleri (Yeni Bölüm)
18 Ocak 2009 Pazar 23:43
15 Bölüm
Ölüm döşeğindeki annesinden yıllardır saklanan acı gerçeği öğrenen Yağız intikam yemini eder. Annesinin vasiyeti üzerine cenazeyi Bozova’ya götüren Yağız, Ortaçlı Çiftliği’nde yaşayan gerçek ailesiyle yüzleşip hesap sormak için sabırsızlanmaktadır. Bozova’daki Ortaçlı çiftliğinde ise başta Sultan Hanım olmak üzere tüm aile Nedim Bey’in sürpriz evlilik haberiyle şaşkına döner… Erkek torun beklentisiyle biran önce evlendirmek istediği büyük oğlu Nedim, Aslı isminde 20 yaşlarında bir kızı olan Rengigül’le evlenmeye karar verdiğini açıklamıştır… Bu evlilik kararına karşı çıkan sadece çiftliktekiler değildir… Aslı da annesinin bu evliliğini, hayatının değişeceği ve İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalacağı düşüncesiyle onaylamaz. Rengigül ve Aslı’yı, Nedim’in ailesiyle tanışmak üzere gittikleri Bozova’daki çiftlik evinde hoş olmayan bir karşılama töreni beklemektedir… Sultan Hanım’ın, Rengigül’ü gelini olarak kabullenmesi ise pek mümkün değildir. Eşi Ceyda ve kızı Elvan’la birlikte çiftlikte yaşayan Ortaçlı’ların küçük oğlu Yusuf ise olacaklardan habersiz Rengigül ve kızına sıcak davranır. Çiftlikte Aslı’yla yakından ilgilenen biri daha vardır; Ortaçlı’ların aile dostlarının oğlu Seyhan. Rengigül ve Nedim, bütün itirazlara ve engellere rağmen sade bir törenle çiftlik evinde evlenirler. Düğün günü bütün aileyi şok edecek bir olay yaşanır… B.. ( devamı )
Biri Komedi 3
16 Ocak 2009 Cuma 11:14
.. ( devamı )
Nil Kıyısı’nda Dolaşmaya Az Kaldı
17 Ocak 2009 Cumartesi 22:15
Nil’imizin yepyeni albümü “Nil Kıyısında” Şubat ayında biz sevenleriyle ilk buluşmasını yapacak. Bu albümde daha da büyüdüğünü farkeden Nil, bizleride meraklandırmadı değil. Sürprizlerle dolu “Nil Kıyısında”yı sabırsızlıkla bekliyoruz..
.. ( devamı )
Size en uygun Vodafone tarifesini eğlenirken öğrenin
16 Ocak 2009 Cuma 08:32
Vodafone, “Senin Tarifen Hangisi”uygulamasıyla abonelerine kendileri için uygun tarifeyi seçmenin en eğlenceli yolunu sunuyor. Vodafone’un web sitesi www.vodafone.com.tr’de yayına başlayan “Senin Tarifen Hangisi”, Vodafone abonelerine cep telefonu kullanım alışkanlıklarına göre animasyonlu bir oyunla tarifelerini seçme imkanı sunuyor.
Kullanıcıların kendilerine en uygun tarifeyi birkaç kolay adımda bulmalarını sağlayan”Senin Tarifen.. ( devamı )
Annem (Yeni Bölüm)
15 Ocak 2009 Perşembe 19:00
Zeynep hamile, Musa mutlu
Hamile olduğunu öğrenen Zeynep büyük bir şaşkınlık yaşarken, Musa ise büyük bir mutluluk yaşıyor. Ayşe erken doğumla kızını, Masal’ı dünyaya getirir. Ayşe’nin büyük mutluluğu, Musa için o anda, içinde bulunduğu durumdan dolayı tam bir şok etkisi olur, zira Zeynep hamiledir. Başta Zeynep olmak üzere bu durum herkesi inanılmaz şaşırtmıştır. Beklenmeyen bir durum, beklenmedik bir zamanda ortaya çıkmıştır. Ama ne olursa olsun Musa için bu büyük bir mutluluk olmuştur. Derya evinden kilometrelerce uzakta hiç tanımadığı bir yerde, tanımadığı insanlarla beraber olmaktan dolayı çok şaşkın, İsmail her şeye rağmen çok mutludur. İbrahim ve Zehra ise yine gergin bir bekleyişin içinde, ne yapacaklarını bilemez bir haldedirler. Zeynep, bu bebeği dünyaya getirmeyi aslında her şeyden çok istemektedir. Fakat Musa’ya duyduğu büyük aşkla, ona olan güvensizliğinin arasında kalmış ne yapacağını bilememektedir. Musa ise, bu durumu değerlendirmektedir. Çünkü Zeynep’ten ayrılmak istememektedir ve bu bebekle birlikte onunda içinde yeni bir umut canlanmıştır.
.. ( devamı )
Cüneyt Arkın’a hırsız şoku
15 Ocak 2009 Perşembe 18:34
Ünlü sinema oyuncusu Cüneyt Arkın’ın Beşiktaş Levent Ümit Deniz Sokak’taki evine dün gece hırsız girdi.
Müstakil evin mutfağın camını kırarak içeri giren kimliği belirsiz hırsızlar, Cüneyt Arkın’ın oğlu ile uyudukları sırada evde bulunan 4 bin TL, cep telefonu ve iki otomobilin anahtarını çaldı.
Hırsızlar evden aldıkları anahtarlarla Cüneyt Arkın’a ait oğlu Polat Cüretlibatur üzerine kayıtlı 34 KC 171 ile 34 KA 393 plakalı otomobilleri çalarak kaçtı. Asayiş Şube Müdürlüğü’ne gelen Cüneyt Arkın Oto Hırsızlık Büro Amirliği’nde ifade verdi.
Cüneyt Arkın uyudukları sırada hırsızların mutfak penceresini kırarak eve girdikten sonra 4 bin TL cep telefonu ile otomobillerini çaldıklarını, kendilerinin hırsızlığı sabah uyandıklarında fark ettiklerini söyledikleri öğrenildi.
İfadenin ardından Asayiş Şube Müdürlüğü’nden ayrılan Cüneyt Arkın, “Asayiş Şubeye neden geldiniz?” şeklindeki soruya “Siz gazeteci misiniz? Merak ettim geldim” diye yanıtladı.
.. ( devamı )
Biri Komedi 2
15 Ocak 2009 Perşembe 00:50
.. ( devamı )
Vodafone’dan kontörlü hatlarda bir ilk: 10 dakikadan sonra konuşmak bedava
14 Ocak 2009 Çarşamba 19:16
Vodafone’un yeni tarifesi Kontörlü Cep Limitsiz, ön ödemeli Vodafone abonelerini 10 dakikadan sonra limitsiz ve ücretsiz konuşturacak. Türkiye’de kontörlü hat sahiplerine ilk kez sunulan bu tarife kapsamında her ay 100 kontör yükleyen aboneler, 30 gün boyunca günde 10 dakikadan sonra tüm Vodafone’luları limitsiz ve ücretsiz olarak arayabilecek.
Vodafone’un bu yeni tarifesiyle farklılığını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Vodafone Türkiye Bireysel İşletme Bölüm Başkanı Engin Aksoy, “Ekonomik sıkıntıları göz önünde bulundurarak hazırladığımız bu tarife ile iletişimin önündeki engelleri kaldırmaya devam ediyoruz. Sektörde bir benzeri olmayan bu yeni tarifemiz, yaratıcı bir yaklaşımla iletişimin önündeki limitlerin üzerini çiziyor. Cep telefonu kullanıcıları artık ‘Ne kadar konuştum, kaç kontörüm gidecek’ gibi kaygılar yaşamayacak, görüşmelerinde hiçbir.. ( devamı )
Yaprak Dökümü (Yeni bölüm)
14 Ocak 2009 Çarşamba 16:15
Şevket şüphelerin odağında
Dizinin oyuncu kadrosuna bu haftadan itibaren “Şevket” karakteri ile Hasan Küçükçetin de katılıyor.
Şevket evde sevinç gözyaşlarıyla karşılanır. Ama suçlu henüz yakalanmadığı için Şevket hâlâ zan altındadır. Başta Hayriye Hanım olmak üzere, kardeşleri de Şevket’in masumiyetinden şüphe etmektedir.
Aslı, Ferhunde’nin geçmişini kurcalar ve Ferhunde’yi köşeye kıstıracak ipucunu yakalar. Her olayda Ferhunde’nin bir başka yüzüyle tanışan Levent, ilişkisine olan inancını tamamen yitirir. Levent’i kaybedeceğini anlayan Ferhunde, bu olaydan da güçlenerek çıkmanın yollarını arar.
Öte yandan Leyla ile buluşmak için İstanbul’a gelen Nazmi, buluşma saatine kadar Cem’in ailesinin evinde oyalanır. Bu ziyaret sırasında Cem’in evliliği ile ilgili yeni şeyler duymanın şaşkınlığı içindedir.
Leyla ile buluştuklarında onu daha yakından tanımaya çalışan Nazmi’ye, Leyla geçmişinden tam olarak bahsetmez. Leyla’nın başlattığı yalan, giderek büyür. Nazmi, Ali Rıza Bey ve ailesiyle tanışmak için eve geldiğinde bütün aile bu yalana ortak olur… ( devamı )
İstanbul trafiği çıldırttı!
13 Ocak 2009 Salı 16:26
İstanbullu’nun trafik çilesi bitmiyor. Her geçen gün artan araç sayısına ve yolların yetersizliğine bir de Metrobüs için yapılan yol çalışmaları eklenince trafik iyice içinden çıkılmaz hale geldi.
İstanbul trafiğini rahatlatmak amacıyla Topkapı-Avcılar güzergahıyla başlayan daha sonra da Zincirlikuyu’ya kadar uzanan Metrobüs hattının Şubat ayında Anadolu Yakası’na ulaşması planlanıyor. Bu nedenle Avrupa Yakası ve Anadolu Yakası’nda yol çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Bu yol çalışmaları nedeniyle azalan şerit sayısı da trafiği tamamen durma noktasına getiriyor. Boğaziçi Köprüsü güzergahını kullanarak İstanbul’un bir yakasından diğer yakasına geçmeye çalışan sürücüler saatlerce trafik çilesi çekiyor.
Sizce Metrobüs İstanbul trafiğine çözüm olabilir mi? Sizin önerileriniz neler? Siz de yaşadıklarınızı, görüşlerinizi, önerilerinizi yazın, yayınlayalım….. ( devamı )
E-Bülten Türkiye’nin en büyük grubu
13 Ocak 2009 Salı 11:06
İlker’in Sitesi Google paylaşım grubu üye sayısı ile Türkiye’nin en büyük grubu her gün birbirinden güzel ve ilginç 3 mail alarak sizde bu dev platformda yerinizi almak isterseniz. Bu grubu ziyaret et.
Avrupa Yakası’na geri dönen oyuncu kim?
11 Ocak 2009 Pazar 15:36
Avrupa Yakası’na geri dönen oyuncu kim?
Gurbet Kuşları’nda aradığını bulamayan Rutkay Aziz, Avrupa Yakası’na geri döndü. Avrupa Yakası dizisinin bu hafta ekrana gelecek bölümünün tanıtımını izleyenler bir süre önce diziden ayrılan Rutkay Aziz’i yeniden görünce şaşırdı.
Televizyon gazetesinin haberine göre, sezon başında Gurbet Kuşları isimli iddialı bir dizi için Avrupa Yakası’ndan ayrılan Rutkay Aziz, aynı anda iki dizide de oynayabilecekken bunu tercih etmemesini ’seyirciye saygısızlık olur’ diye açıklamış ve Avrupa Yakası’ndan ayrılmayı tercih etmişti. Senarist Gülse Birsel ve yapımcı Sinan Çetin ile aralarında hiçbir sorun olmadığını da özellikle belirten Rutkay Aziz, Gurbet Kuşları isimli dizisi reytinge yenilince yeniden yuvasına döndü.Avrupa Yakası’nın bu hafta ekrana gelecek yeni bölümünde Rutkay Aziz, kaldığı yerden rolüne devam ediyor… ( devamı )
Müjde! TonlaKazan’dan yılbaşı sürprizi, üye olan herkese 5 kontör hediye
12 Ocak 2009 Pazartesi 05:08
Bir süre önce yalnızca davetiye ile üye kabul eden TonlaKazan servisimiz, geçtiğimiz günlerde yepyeni sistemini devreye aldıktan sonra üyeliğini herkese açmıştı. O günden bu yana, servisimiz sizler tarafından oldukça büyük bir ilgi gördü ve üye sayımız hızla arttı ve artmaya da devam ediyor. Şimdi de, bugünden itibaren TonlaKazan’dan servisine üye olan herkes kayıtsız şartsız 5 kontör/75 saniye kazanabilecek. Eğer siz de TonlaKazan’ın yılbaşı süprizinden yararlanmak istiyorsanız hemen TonlaKazan servisine üye olun 5 kontör/75 saniyeniz hediye gelsin. TonlaKazan’a kayıt olmak çok kolay. Kayıt olma işleminin ayrıntılı olarak anlatıldığı yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Önemli Bilgiler
* TonlaKazan servisine üye olduğunuzda kazanacağınız hediye 5 kontör/75 saniyeniz üye oluş tarihinizden bir hafta sonra hattınıza yüklenecektir.
.. ( devamı )
Nil Şarkılar Serhan Şeşen için Söylenecek !
12 Ocak 2009 Pazartesi 11:04
Yanlış teşhis nedeniyle hayatını kaybeden Serhan için doğum gününde özel bir gece düzenlenecek. Gecenin geliri, kurulacak vakfa bağışlanacak.
Grup Gündoğarken’in solisti Burhan Şeşen, 4 Aralık’ta yanlış teşhis ve tedavi sonucu yaşamını yitiren 26 yaşındaki oğlu Serhan Şeşen için doğumgünü olan 27 Şubat’ta özel bir gece düzenleyecek.Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılacak gecede, Sezen Aksu, Kenan Doğulu, Timur Selçuk, Zuhal Olcay, Sertab Erener, Ceza, Nil Karaibrahimgil, Bülent Ortaçgil, Yavuz Bingöl, Leman Sam, Erol Evgin, Ezginin Günlüğü, Gürol Ağırbaş, İlhan Şeşen, Gülcan Altan, Birsen Tezer gibi çok sayıda sanatçı sahne alacak ve ikişer şarkı seslendirecek. Geceden elde edilecek gelir, Serhan Şeşen adına kurulacak vakfa bağışlanacak.
İhmal mağdurlarına vakıf
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans yapan Serhan Şeşen’in doğumgününde düzenlenen geceye felsefe dünyasının ünlü hocaları da katılacak.Aynı zamanda gecede sahneye de çıkacak olan Burhan Şeşen, “Oğlumun adına kuracağımız vakıf Türkiye’de ihmal yüzünden mağdur görmüş herkese yardım eli uzatacak. Çünkü oğlumu ihmal yüzünden kaybettim” dedi.
.. ( devamı )
Windows 7 Vegas’ta şov yaptı – CES 2009
11 Ocak 2009 Pazar 22:41
Consumer Electronics Show (CES) fuarı Microsoft CEO’su Steve Ballmer’ın Windows 7 Beta duyurusunu yaptığı konuşmasıyla kapılarını ziyaretçilere açtı.
9 Ocak 2009 itibarıyla www.microsoft.com/windows7 İnternet adresinden indirilebilecek olan Windows 7 beta, CES’e katılan teknoloji meraklıları ve ziyaretçiler tarafından büyük bir ilgi ve beğeniyle karşılandı.
Dünyada 1 milyarı aşkın Windows kullanıcısının sistemleri üzerinden Microsoft’a yaptıkları geri bildirimler dikkate alınarak geliştirilen Windows 7, zengin özellikleri ve kullanım kolaylığı ile geleceğin işletim sistemi olma sıfatını hak ediyor. Ballmer’ın CES 2009′da tanıtımını gerçekleştirdiği ve henüz beta aşamasında olan Windows 7, Microsoft’un kullanıcı dostu ve yenilikçi işletim sistemi yaklaşımında çarpıcı bir aşamayı temsil ediyor.
Windows 7 geliştirilirken müşterilerini dinleyen Microsoft, 250.000′den fazla kişi ile görüşme yapmış. 200 ülkeden 8.5 milyonu aşkında kullanıcıdan bilgi alarak Windows 7 mükemmel hale getirmiş.
Windows 7′nin sunduğu yüksek sistem güvenilirliği, daha uzun pil ömrü ve daha az uyarı ekranıyla kullanıcılar, artık zamanlarını çok daha verimli kullanabilecekler.
Windows 7′yi cazip kılan ve üzerinde çok konuşulması beklenen çoklu-temas teknolojisi, kullanıcının PC ekranında yapacağı birkaç parmak dokunuşuyla istediği dosyaya, bilgisayara veya cihaza saniyeler içinde erişmesini sağlıyor.
Karmaşaya Son
Konutlardaki PC ve ağa bağlı diğer cihazların sayısının artışıyla birlikte Windows 7 kullanıcılara yepyeni bir başka özellik daha sunuyor. Windows 7 ile gelen H.. ( devamı )
Sinem Kobal
10 Ocak 2009 Cumartesi 23:17
Sinem Kobal Türk , sinema , tiyatro, reklam, sunucu ve dizi oyuncusu. 14 Ağustos 1987 yılında İstanbul’da doğdu. Aslen Rize iline bağlı Hemşin ilçesindendir.Babası İnşaat mühendisi annesi ise ev hanımıdır.Kerem adında Selena dizisinde Atacan adlı bir karakteri oynayan bir erkek kardeşi var.
Dört yaşında Yıldız Alper bale okulunda başladığı bale eğitimine sekiz yıl devam etti. Royal Akademi’den diplomasını aldı.Yıldız Alper bale okulunda okurken her yıl sonunda resital verilirdi ve Sinem Kobal her yıl bu etkinlikte yer alırdı.İSTEK vakfı Özel Acıbadem Lisesini 2001 yılında bitirdi.
Başarılı bir öğrenci olan Sinem Kobal, ortaokulda öğrenci iken, okul basketbol takımıyla İstanbul birinciliği, sonra voleybol takımıyla ikincilik ve step birinciliği kazandı. Şimdi ise latin dansı ve Aikido sporu yapıyor.Aslan burcu’dur.Koyu Galatasaray Spor Kulubü taraftarıdır.Ünlü tiyatrocu Haldun Dormen’in Dormen Tiyatrosu’nda misafir öğrenci olarak eğitim gördü, oyunlarda oynadı.Daha sonra Uygur Tiyatrosunda bir sezon oyunlarda oynadı.
Sinem Kobal Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları bölümünde dördüncü sınıf öğrencisidir.Beykent Üniversitesi öğrencisi Sinem Kobal’a başarı ödülü vermiştir.Akatlar Kültür Merkezi’nde yapılan Jetix Çocuk Ödülleri ödül töreninde Selena En Sevilen Yerli Televizyon Dizisi seçildi. Sinem Kobal En Sevilen Türk kadın oyuncu seçildi. Halen ATV’de yayınlanmakta olan Selena adlı bir dizide Selena adlı bir karakteri oynamaktadır.
.. ( devamı )
Beyaz aşkını doğruladı!
10 Ocak 2009 Cumartesi 22:00
Bugüne kadar adı pek çok genç kız ile anılan Beyaz, her seferinde söylentileri yalanladı. Peki Sinem Kobal ile ilgili haberlere ne dedi?
Beyaz’ın sevilen gençlik dizisi Selena’nın başrol oyuncusu Sinem Kobal ile görüşmeye başladığı haberi yer almıştı. Haberi doğrulayan Beyaz, samimi itiraflarda bulundu: “Bu haberde hiç çekineceğim, rahatsız olacağım bir şey yok. Sinem ile dostlarımız vasıtasıyla tanıştık. Yine aynı mekanda tekrar tekrar görüştük, sohbetimiz var.
Sinem çok hanımefendi, çok doğru, inanılmaz düzgün bir insan. Gerçekten hoş bir kız. Açıkcası şu anda aramızda adı konmuş bir durum yok. Herkes birbirini nasıl tanıyorsa biz de birbirimizi öyle tanımaya çalışıyoruz. Tabi ki beraber sohbetimiz var, arkadaş ortamımız aynı. Ben kendisini tanımak istiyorum. Benim haberde yalanlayacağım bir şey yok. Hayır efendim, tanımıyorum diyeceğim bir isim değil. Leea’da görüştük. Sohbeti çok doğru düzgün, çok iyi, aklı başında bir kız.”
.. ( devamı )
MSN 2009 Final Sürümü Çıktı
08 Ocak 2009 Perşembe 22:48
Windows Live Messenger 2009′un final sürümü, aylarca süren beklemeden sonra çıktı. Live serisindeki diğer uygulamaları da güncellemek için bu haberi mutlaka okuyun.
Anında mesajlaşma yazılımı Windows Live Messenger’ın en yeni sürümü, beta olarak daha önceden kullanıma sunulmuştu. Bazı güncellemeler sayesinde yazılım, beta olmaktan çıktı ve final sürümü ile indirilmeye hazır duruma geldi.
Türkçe dil desteğine de sahip olan Windows Live Messenger’ın yanı sıra,
Tags: Ave, Avrupa, Bilgisayar, CEO, cep, cep telefonu, CES 2009, ekran, fotoğraf, google, hd, hediye, indir, ipucu, işletim sistemi, kontör, kontör yükle, microsoft, mobil, MSN, Oyun, oyunlar, pil, saat, ses, sinema, tarife, teknoloji, telefon, televizyon, türkiye, uydu, Vodafone, windows, Windows 7, yazılım, yılbaşı
Enteresan Noel Hediyesi
Tags: cep, Noel, Oyun, yılbaşı
İnternetten 50 milyon TL’lik alışveriş
İnternetten 50 milyon TL’lik yılbaşı alışverişi yaptık.Türkiye, aralık ayında internetten yılbaşı alışverişine 50 mi
Original post by Ayhan Y.
Teknoloji Haberleri gurubu altinda yer alan bir blogtan alinti yapilarak olusturulan bu gönderi, Bili?im & Teknoloji Haberleri sitesinde İnternetten 50 milyon TL’lik alışveriş basligi ile yayinlanmistir. Gönderinin tamamini okumak, blogu ziyaret etmek, daha ayrintili bilgi edinmek ve orjinal kaynak sayfayi görmek için tiklayiniz.
Tags: internet, pil, teknoloji, türkiye, yılbaşı
Böyle kutlama görülmedi!
| Yılbaşı şenliklerine teknoloji damga vuracak: Dünyanın en büyük projeksiyonunu görmeye hazırlanın… |
Bu icerik web uzerinde yer alan turkce Bilgisayar Haberleri kaynaklarindan seçilen, CHIP Online – Güncel sitesinde Böyle kutlama görülmedi! basligi ile yayinlanmistir. Yazinin devamini okumak, blogu veya siteyi ziyaret etmek, daha ayrintili bilgi edinmek ve orjinal kaynak sayfayi görmek için tiklayiniz.
CHIP Online – Güncel
Tags: Bilgisayar, londra, teknoloji, yılbaşı
Yılbaşında ATM ve POS cihazlarına dikkat!
Yılbaşında TL’ye geçiş sürecinde ATM ve POS cihazlarında uygulama güncellemeleri sebebiyle kısa süreli sorunlar yaşanabileceği bildirildi.
Bu yazi Turkce Bilgisayar Dünyasi kaynaklarindan Computerworld Türkiye RSS sitesinden alinmistir. Bilgisayar Dünyasi icerisinde kategorilendirilmistir.
Yılbaşında ATM ve POS cihazlarına dikkat! baslikli sayfanin orjinali icin tiklayiniz. Yeni bir pencere acilacaktir.
Tags: Bilgisayar, türkiye, yılbaşı
Galeri: Yılbaşına özel 80 duvar kağıdı
| Bilgisayarınızı renklendirecek, yılbaşına özel ve hepsi birbirinden harika 80 duvar kağıdı… |
Bu icerik web uzerinde yer alan turkce Bilgisayar Haberleri kaynaklarindan seçilen, CHIP Online – Güncel sitesinde Galeri: Yılbaşına özel 80 duvar kağıdı basligi ile yayinlanmistir. Yazinin devamini okumak, blogu veya siteyi ziyaret etmek, daha ayrintili bilgi edinmek ve orjinal kaynak sayfayi görmek için tiklayiniz.
CHIP Online – Güncel
Tags: Bilgisayar, duvar kağıdı, yılbaşı
Yılbaşında ATM ve POS cihazlarına dikkat!
| Yılbaşında TL’ye geçiş sürecinde ATM ve POS cihazlarında uygulama güncellemeleri sebebiyle kısa süreli sorunlar yaşanabileceği bildirildi. |
Bu icerik web uzerinde yer alan turkce Bilgisayar Haberleri kaynaklarindan seçilen, Computerworld Türkiye RSS sitesinde Yılbaşında ATM ve POS cihazlarına dikkat! basligi ile yayinlanmistir. Yazinin devamini okumak, blogu veya siteyi ziyaret etmek, daha ayrintili bilgi edinmek ve orjinal kaynak sayfayi görmek için tiklayiniz.
Computerworld Türkiye RSS
Tags: Bilgisayar, türkiye, yılbaşı
